Sunday, July 02, 2006

heyecanlımaviortaklık


Geçen haftalarda, yurtdışından gelen arkadaşlarımı ağırladım. Dolandık, içtik, dans ettik vs. sanırım onlar için keyifli bir İstanbul oldu, o birkaç gün. Arkadaşlarımdan, Vita, ben Graz’dan ayrılmaya karar verdiğimde bana hep “ ama neden” demişti. Paula ve Serghio da soran gözlerle bakmışlardı bana. Sanırım o zaman nedenleri onlara tam olarak anlatamıştım. Belki bir tek Serghio beni anlar gibi olmuştu, bir İspanyol olarak bizi anlamak daha kolay diye düşünmüşümdür hep. Akdeniz garip bir deniz, çevresinde yaşayanları benzeştiriyor.
Dönüş nedenlerim onlar için öylece havada kalmıştı. Aklımda gayet ne olan o nedenleri kelimelerle ifade ettiysem de, onlar pek anlayamamışlardı. Gelip görmeleri gerekiyordu.

Neyse işte. Vita geldi. Ayrılmadan önceki gece de dedi ki. “Neden geri döndüğünü şimdi daha iyi anlıyorum”

Bu aydınlanmada İstanbul’un payı tabi ki var. Ama sanırım benim dönüş nedenlerimde arkadaşlarım ve yaşadığım, yaşamayı seçtiğim yerler, şeyler, duygular daha etkin roldeler. Şunu da belirtmeden edemeyeceğim, Vita’nın burda olduğu anlar, sanırım bizim “neşeli grubun” en neşeli olduğu zamana denk geldi.

Vita dönerken benim dönüş nedenlerimi anlamış gibi görünüyordu. Ama sanırım burda anlayamadığı ve belki de hiç anlayamayacağı pek çok şey kaldı aklında. Kendimi o sorulara, biraz sırıtarak cevap vermekten alıkoyamadım hiçbir zaman. Nasıl o kadar dar bir bakış açısıyla düşündüğünü bir türlü anlayamadım. Onun her sorusunda benim aklımda birbirleriyle bağlantılı binlerce kapı açılıyor ve anlattıkça anlatıyordum. Tek bir soru üstüne, kağıt üstüne bir balon çizermiş gibi, uzun uzun konuşuyor, başladığım noktaya tüm o ilişkileri anlattıktan sonra dönerek balonu tamamlıyordum.

Bu o kadar çok oldu ki, sonunda ben sıkılmaya başladım. Çünkü bizim ( ki biliyorum böyle düşünen bir tek ben değilim ) normal karşıladığımız kültürel bağlantılar, ortak yaşamlar, yaşayışa dayanan yoğun birikim vs gibi şeyleri o net olarak anlayamıyordu.

Dolanmaktan yorulup dinlenmek için oturduğumuz bir anda, defterime şunları not aldım; tüm bu yazdıklarımla ilgili olarak:

* benim baktığım pencereden görünen sonsuzluğun bir kısmı; neye sahip olduklarını öğrenmeye çalışmayanlar ne bir pencereyi ne bir deliği kendi gözleri önüne örülmüş duvara açamazlar.
* duvarın yıkılması da ancak tam farkındalıkla olacaktır; yaratma; ekleme; geliştirme.

Sözler kendime, ve kendini benle aynı yerde var eden tüm “bizlere”

2 Comments:

At 3:12 AM, Anonymous Anonymous said...

HecticBlueCooperation?

 
At 12:27 PM, Blogger aysegul said...

şu baloncuk!tam isabet bir tanımlama.sorulan bir soruya karsılık anlatılması gereken onca şey ve ancak ulaşılan sadet.hatta belkide ulaşılamayan.ve yinede çizilen çemberin dışından bakan gözlerle en azından bir fikir edindiğini ifade eden dinleyici.bu gibi anlarda bazen rahatsızlık hissederim ben çünkü anlatmak için çabaladığım şeyleri dinlemek yeter mi ki?bu noktada son iki cümleni bir güzel sahiplenesim geldi ''duvarın yıkılması da ancak tam farkındalıkla olacaktır; yaratma; ekleme; geliştirme.''kulak zarı örs üzengi çekiç ve dinleme eylemi yetmez ancak ilk adım olabilir dedirtti,umut verdi.

 

Post a Comment

<< Home