Sunday, April 23, 2006

karpuz


Cenk ne diyor:

Merhaba.
Bu seferki yazıya, böyle bir sesleniş ile başlıyorum. Garip oldu sanırım biraz ama olsun. Böyle bir giriş yapmamın bir nedeni var.

Ben taskisla.net teki bu alanda şu tarz yazılarıma yer vereceğim.

- deneme türündeki yazılar
- daha önce bir yerde yayımlanmak üzere yazılmış serbest bir dile sahip olan yazılar
- vs.

Yazılarıma ( hepsine olmasa bile birçoğuna ) gelen tepkiler ( olumlu olumsuz ) bence çok önemli. Ama tabi ki bu tepkiler arasında yanlış anlamalar yüzünden yersiz olan olumsuz tepkiler de var. Ama bunu doğal karşılıyorum.

Ne ben çokca yazan biriyim, ne de yorum yazanlar “yorum yazmaya” çok alışkın kişiler.
Umarım buradaki yazılar sayesinde her iki taraf da kendini geliştirir.

İşte böyle...

Yorumları bekliyorum...
Şimdi yazıya devam...



karpuz

Boş alanlara doğru, ya da hala boşluklar kalmış alanlarda, yeni kentler, yeni kent parçaları inşa etmek... Var olan kentleri geliştirme şeklimiz...
Kentler büyürler, yayılırlar vs.

Bu yayılma, inşa etme devam ederken ( doğru ya da yanlış şeyler inşa edilir, ayrı mesele), çoğu zaman yakındığımız; işlemeyen ve yanlış olan bir taraflarından daima bahsettiğimiz "var olan kent kısımları" aynı sorunlarıyla yaşamlarına devam ederler. İyi tasarlanmış, işleyen yeni birimler bu var olan dokuya dahil oldukça, kent yaşayışından kaynaklanan etkileşimler yüzünden aksamaya başlarlar.

Yaşatabilecekleri kadar iyi yaşatmayabilirler.

Plansız oluşmuş ( ...ki plan sadece doğrusal çizgiler, sınırlar vs. değildir...), plansız gelişmiş, plansız yaşayan kentleri ya da kentlerin parçalarını kendi hallerine terk etmek; "e ne yapabiliriz bizden öncekiler böyle yapmışlar; böyle olmuş...biz artık daha iyi yeni yerler yapacağız demek", sorunları üstlenmemek çözüm değildir. Çözüm olmadığı gibi yeni problemlerin de önemli bir kaynağıdır.

Sorun olarak tanımladığım alanlar; artık kullanılmayan tarihsel dokular değil. Sanırım anladınız. Sorun olarak tanımladığım alanlar, son elli yılda oluşmuş alanlar; hızlı kentleşmeyle oluşmuş, bozunmuş kent parçaları.



Var olanı yaşanılır kılmaya çalışmak amacıyla bir dönüşüm planlamak, sıfırdan inşa etmek kadar, belki ondan daha da fazla heyecanlı değil midir?

Var olana boşvermeyen, onu yıkıp, ortadan kaldırıp sıfırdan başlamak yerine; inşa edilmiş olandan güç alan, barındırdığı yaşamı korurken onun kalitesini arttırmaya çalışan müdehaleler.


( Bu dönüşümün birilerine haksız kazanç sağlarken, bir başkasını süründüren, kokuşmuşluğun ve akıl almazlığın uzantısı olacak birşey olmayacağını düşünüyoruz tabi ki... )



Sorunları iyi tanımlamak, sorunların özünü oluşturan o yerin koşullarını iyi bir şekilde değerlendirip, kes yapıştır matığına dayanmayan "yerinde çözüm"ler üretmek, çözümün geçerliliğini arttıracağı gibi; mimarlık ve tasarım özelinde bakarsak, kimliksizlik halini de azaltacaktır.

Farklı kentler, farklı nüfuslar, farklı yayılma alanları, farklı coğrafyalar, farklı yaşayışlar, farklı sorunlar...Tek bir yöntemin heryerde işlemeyeceği çok açık. Ama bilimsel analiz ve yöntemlerle sonuçlara varıldıkça, bu bilgi teknolojiye, yaşayışa dönüştükçe, bilgi biriktikçe yeni durumlar karşısında, başlangıç anındakine göre daha hızlı yol alınacağı da kesin.


Bir yerden başlamak lazım...

Sorunlu olarak var olanı dönüştürüp yaşanır hale getirme üzerine düşünme zamanı gelmedi mi?

Aramızdan bunlar üzerine düşünecek birilerinin, düşündüklerini uygulayacak kişilerin çıkma zamanı gelmedi mi?

Yoksa herkes yıldız mimar mı olacak?


Piyasa her yıldıza yetecek kadar büyük değil kabul edin; ve kabul edin, kullanıcıların ve şehirlerin "yıldız tozundan" daha fazlasına ihtiyaçları var.


Eğer sorun para kazanmaksa; dert değil. Çalışan kazanır, elması kızarır. Doğru işler yapılarak da para kazanılır, yaşanılır.

Fazla mı iyimserim?
Kötümser olmak için pek çok sebep varken, insan ucunda umut gördüğü birşeylere sımsıkı sarılmak istiyor. Hem, kötümser olup çözümsüzlüğe takılıp kalmaktansa iyimser olup çözüme ulaşmaya çalışmak mutlaka iyi birşeylerin olmasını sağlar...

Sağlar değil mi?

0 Comments:

Post a Comment

<< Home