meze
mezeYine canınızı sıkacağım.
Ama sıkı can iyidir, kolay kolay çıkmaz.
Türkiye'de ne olup bittiği üzerinde kafa yormaya başladığımdan beri, aklımın bir köşesinde hep şu tespit vardır.
" İşlerin iyiye gitmesi için, düze çıkmak için, yüzlerce yol olamaz. Sadece bir yol olmalı, bilemedin iki."
Tabi ki bu tespit; laik, sosyal adalete dayanan, çağdaş, dinamik, güçlü ve bağımsız bir Türkiye'ye ulaşma yoludur. Yalansız, lafı uzatmadan, yol üstünde başka yönlere sapmadan ilerleyeceklerin takip edecekleri tek bir yol. Farklı arayışlar ve ulaşılacak hedefler için tabi ki yüzlerce yol mevcuttur.
Ama benim bahsettiğim yol, yukarıda tanımladığım hedefe götüren yoldur.
"Ne olacak bu memleketin hali?"
Rakı masalarının vazgeçilmez sorusu. Belki de meyhanelerin duvarlarına çerçevelenerek asılması gereken bir cümle bu. Rakıya en iyi mezenin muhabbet olduğu düşünülürse, bu soru cümlesi rakıyı asla mezesiz bırakmaz.
Acaba rakı masasında ülkeyi kaç kişi kurtarmıştır bugüne kadar?
Ayık kafayla söylenemeyen kaç fikir, alkolün coşturduğu cesaret sayesinde söylenmiştir?
Acaba kaç kişi fikirleri için kavga etmiştir, duyguların yoğunlaştığı, tutkuların arttığı bu ortamda.
Ve acaba kaç kişi ayıkken bu fikirleri için kavga etmiştir ve onları en inançlı şekilde savunmuştur?
Bizim içinde bulunduğumuz hal işte budur. ( Ayıkken ) çekingen, güvensiz.
Peki ben bu soruyu yeniden sorsam şimdi...
Ne olacak bu memleketin hali?
Ama belki de ondan da önce sorulması gereken soru şu:
Nedir bu memleketin hali?
Emre Kongar, "Demokrasi ve Laiklik" adlı kitabında "anomi" yani "kuralsızlık" durumundan bahsediyor. ( Remzi Kitapevi; birinci basım Nisan, 1997 ikinci basım Nisan, 2003 ) Bu durumun göstergelerini ( Türkiye özelinde düşünülmüş maddeler değil bunlar, kuralsızlık durumunun evrensel göstergeleri... ) de şöyle sıralıyor; aynen aktarıyorum:
1. Toplum liderlere karşı güvenini yitirmiştir.
2. İnsanlar başarılı olma yollarının tıkalı olduğunu düşünürler.
3. Yaşam hedeflerinin gelişme yerine gerileme sürecinde olduğuna inanılır.
4. Kişilere bir boşluk ve hiçlik duygusu egemendir.
5. İnsanlar toplumsal ve psikolojik destek için kişisel ilişkilerine güvenemezler.
Şaşırtıcı değil mi? Yaşamlarımızı neredeyse aynen tariflemiyor mu?
Aynı kitapta, Emre Kongar, çözümü de söylüyor. Çözüm, tespitte olduğu gibi yine Türkiye özelinde düşünülmüş şeyler değil, durumun evrensel çözümleri; aynen aktarıyorum :
1. Esas çözüm, toplumun, hem insan ilişkilerinin hem de hukuksal örgütsel yapısının "yenilenmesi"dir.
2. Bu "yenileme" sürecinin aracı, "lider" ya da "liderler"dir.
3. Yeni bir lider ya da lider grup, "yeni değerler sistemi" etrafında toplumu yeniden yapılandırır. Böylece değişmenin yarattığı bunalım kendi çözümünü de üretir.
Yazının devamında, durumun Türkiye özelindeki çözümünü belirtiyor. Merak eden kitapta daha fazlasını bulacaktır...
Bu durum gösteriyor ki, rakı masalarının mezesi olan bu çok sevilen sorunun aslında bir cevabı var.
Yukarıda bahsettiğim "yol" üzerinde yürüyecek olan liderler, kadrolar ve onlara güvenen, onları takip eden vatandaşlar.
Ben kimseye "topluma bir lider ol" demiyorum. Lider ol, lider kadroların içinde yer al, ya da takipçi olan insanlardan biri ol. Ama durumu bil, çözümü bil. Tutku ve cesaretle yolunda yürü.
Mimar ol, Tasarımcı ol, Şehir ve Bölge Planlamacısı ol, İç Mimar ol, Peyzaj Mimarı ol, Mühendis ol, Doktor ol...Ama bil!
Bıkmışlığının, vazgeçmişliğinin nedenleri ortada; çözümü de ortada.
" Herhangi bir zorlukla karşılaştığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice belirlemek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirlerin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra artık yapayım mı yapmayayım mı diye tereddüt etmemek, tereddütsüz kararı uygulamak! Ve başaracağıma inanarak uygulamak..." ( Atatürk söylemiş. Ben bu söze; STR tarafından yayınlanan, "Atatürk'le Bir Tren Yolculuğu" müzik CD'sinin içindeki prodüktör yazısında rastladım )
Erteleyenlere ve çözümsüz kalanlara...

0 Comments:
Post a Comment
<< Home